4 yılda kazılması gereken yer 1 yılda kazıldı. Mühendisler çay içip gidiyordu. Madem tedbir alınmıyor, devlet neden el koymuyor. Sorumlu olarak ikisini gösterecekler. Neden? Çünkü onlar da öldü. Gidip aÄŸabeyini getiremiyor musun? Ölümün geleceÄŸi belliydi, her an bekliyorduk zaten.
MaraÅŸ'ta göçük altında kalan Muhsin KoÅŸan adlı iÅŸçinin 6 Åžubat'ta meydana gelen ilk göçükten kurtulduÄŸu ortaya çıktı. KoÅŸan'ın kardeÅŸi, "İnsanlar ölümüne çalıştırıldı" diyor. Sadece o deÄŸil, herkes ölümün göz göre geldiÄŸini anlatıyor.
MaraÅŸ AfÅŸin-Elbistan Termik Santrali'nde 50 milyon metre küp toprağın altında kalan iÅŸçiler için umutlar neredeyse tükeniyor. Durdurulan çalışmaların ne zaman baÅŸlayacağı bilinmiyor.
Umutlar tükenmesin diye
Göçük altında kalan 9 iÅŸçinin yakınlarının, mesai arkadaÅŸlarının çaresiz bekleyiÅŸleri sürüyor.
Mesai arkadaÅŸları soÄŸukta, aç susuz, gözlerinden yaÅŸ akmasını engelleyerek bekliyor. Onların bekleyiÅŸi zaman zaman yerini yüksek sese bırakıyor. Her sabah geldikleri sahadan evlerine dönmek istemiyorlar. Çünkü evde, yanıt bekleyenler var.
Kadınlar ise evlerinde bekleyiÅŸlerini sürdürüyor. Onların sahaya gelmesi demek, ağıtların yükselmesi, feryatların yükselmesi anlamına geliyor. Ancak, "umutlu bekleyiÅŸ sona ersin" diye artık onlarda alana getiriliyor. İşte bu kadar acı.
Aile büyükleri tarafından alana getirilen, eÅŸler, çocuklar, kız kardeÅŸler, anneler, kara topraklara ağıt yakıyor. Eller, bir mucize için göÄŸe açılıyor. Ancak geldikleri an kadar umutlu bakmıyor gözleri. Kimi ambulanslaral, kimi yarı baygın halde yakınlarının kollarında arabalara taşınarak geri götürülüyor.
Geliyorum demiÅŸ
Aslında ölüm yüksek sesle “geliyorum” demiÅŸ. Aylarca ölümle burun buruna yaÅŸayan iÅŸçiler, her gün korku içinde yaÅŸadıklarını anlatıyor. Devletin denetlemediÄŸi, ÅŸirketin kar hırsı nedeniyle arkadaÅŸlarının öldüÄŸünü belirten iÅŸçiler, felaketin yaÅŸandığı gün, her sabah iÅŸ başı yapılırken basılan kartların basılmadığını, imza attırılmadığını anlatıyor. Bu nedenle göçük altında 9 olarak ifade edilen sayının daha fazla olacağını belirtiyor.
İlk göçükten kurtuldu ama...
Göçük altında kalan iÅŸçilerden biri de Muhsin KoÅŸan. Bakımcı olarak 3 yıldır çalışıyordu. 6 Åžubat'ta meydana gelen ilk göçükten kurtuldu. Ama ikinci göçükten....
KardeÅŸi Ali KoÅŸan, çalışma koÅŸullarını ÅŸöyle anlatıyor: "Oldukça zor çalışma koÅŸulları vardı. Memleketin hali belli, binlerce iÅŸsiz var. Buraya girmek için bile torpil gerekiyor. Patronlarda ÅŸu düÅŸünce var, sen bu koÅŸullarda çalışmazsan senin yerine baÅŸkası gelir. İnsanlarımızda sonuçta aç, ister istemez çalışıyor."
Sonra ilk göçükten kurtulan aÄŸabeyinin yaÅŸadığı ÅŸoku anlatmaya baÅŸlıyor:
"AÄŸabeyim ilk göçük olduÄŸunda da buradaydı. AkÅŸam eve geldi, ÅŸoka girmiÅŸti, konuÅŸamıyordu. Sadece, 'Gitti gitti bir sürü insan gitti' diyordu. Kalktım bir su verdim. 'Ben kademedeydim bana bir ÅŸey olmadı' dedi. 'Madem göçük var, zemin saÄŸlam deÄŸil peki neden çalışmanıza müsaade ediyorlar. Madem tedbir alınmıyor, devlet el koymuyor neden çalıştırılıyorsunuz' diye sordum.
Normalde A Termik Santralinde 4 yılda kömür çıkarılırken burada bir an önce kömür çıkarılsın diye, kısa yoldan para kazanılsın diye insanlar ölümüne çalıştırıldı. Yoksa bir bakın, burası 4 yıla yakın bir zamanda kazılması gerekirken 1 yılda kazılmış."
İlk göçükten sonra çalıştırıldılar
İlk göçüÄŸün ardından iddia edildiÄŸi gibi sahaye incelemeye için gidildiÄŸini yalanlıyor. "İlk göçükten sonra da insanlar çalıştırıldı. Çalıştırılmadı açıklamaları hep yalan" diyor.
"Bu göçükte de iÅŸçileri çalıştırmak için deÄŸil, ilk göçük alanını incelesinler diye sahaya aldık diye açıklama yaptılar. Soruyorum, neden her sabah imza alarak, kart bastırarak içeri aldığınız insanları o sabah kart basmadan içeri aldınız. Çalışmayacak insanların iÅŸ elbiseleri, dozerler kepçelerle mi girer içeri. Bunların hepsi örtbas etmek için söyleniyor. Yarın bir gün buradaki sorumluları açıklayacaklar. Göçük altında bir ÅŸantiye ÅŸefi ve bir mühendis var. Bir ÅŸeyden eminim ve üstüne basarak söylemek istiyorum ki; sorumlu olarak bu ikisini gösterecekler. Neden? Çünkü onlar da öldü. Onlardan artık kimse hesap soramaz. Zaten onlarda, doÄŸruları anlatamaz. Onları suçlamak kolay olacak" dedi.
Devlet sorumluluk alarak yakınlarımızı çıkarsın
KoÅŸan bekleyiÅŸlerine isyan ediyor artık. "Seyirci gibi beklemek istemiyorlar. "Dört gündür burada bekliyoruz" diyor, "Artık adam akıllı bir çalışma yapılmasını, devletin sorumluluk alarak göçük altındaki yakınlarımızın bir an önce çıkarılmasını istiyoruz. Burada böyle seyirci gibi beklemek, elimizden bir ÅŸey gelmemesi çok acı. Riskli diye çalışmaları durdurdular. Madem böyleydi bu insanların neden çalışmasına izin verildi" diye soruyor.
“Gidip aÄŸabeyini getirmiyor musun?”
"Buradan eve gitmek istemiyorum akÅŸamları" diyor. "AÄŸabeyimin iki çocuÄŸu var. EÅŸi 'Gidip abini getiremiyor musun?” diyor. Çocuklar, beni gördüklerinde gözlerimin içine bakıyor, ama benim onlara vereceÄŸim bir yanıt yok" diyebiliyor.
Evdeki durumu anlatmaya devam ediyor: "Annem ise düÅŸünemez, tepki veremez bir duruma gelmiÅŸ. Kırk büklüm olmuÅŸ, sesi dahi çıkmıyor. Her gün çıkarken, 'Ne olur beni götür de, tırnaklarımla kazıp çıkarayım oÄŸlumu' diyor. Çok acı bir ÅŸey. Ama asıl acı olan bu çaresiz bekleyiÅŸ. Hala bir ümitle bekliyoruz. Ümidimizi yitirmedik, bir aracın içinde 4 arkadaşı ile birlikte kalmış göçüÄŸün altında, görenler söylüyor. Ama bu ümitli bekleyiÅŸ nereye kadar sürecek. Çalışma olmadığı sürece onlar ölme daha çok yaklaşıyor. Toprak altında oksijenleri bitecek, açlıktan susuzluktan ölecekler. Ama bu bekleyiÅŸ artık tüketiyor bizi. En azından ölüsünün çıkarılmasını istiyoruz. En azından yatışalım. Her gün aynı acıyı yaÅŸamak çok acı bir ÅŸey. Acaba yakınlarımız oradan çıkarılmayacak mı diye kaygılıyım doÄŸrusu."
“Ölümün geleceÄŸi belliydi, bekliyorduk”
İlk göçükte 17 arkadaşıyla mahsur kalan ve kendi imkanlarıyla kurtulduklarını anlatan İsmet Keven ÅŸunları anlatıyor: "Yemekhanede otururken 4 kiÅŸi lazım diye çağırdılar. Bir-iki kamyona bindik ve gittik. Hala kamyonlarımız göçük alanının arkasında mahsur kalmış durumda. Çıkarılamıyor. 25 dakika sonra göçük meydana geldi. Kademeci arkadaÅŸlar orada kaldı. Biz koÅŸarak çıkmayı baÅŸardık. Her yerden bağırma sesleri geliyordu. Karanlık olduÄŸu için kimse kimseyi göremiyordu. Bir ÅŸey yapamadık. Ben 7 aydır çalışıyorum. Tehlikeli durumdaydı zaten. Ben ilk göçükte burada 17 arkadaşımla mahsur kaldım, yine kendi imkanlarımızla çıkmayı baÅŸardık, bir gün sonra. Göçükten bir gün önce, ÅŸimdi göçükte olan arkadaÅŸlardan biri, 'İsmet abi burada bir yarık varmış, bakıp sonra içeri girelim' dedi. Servisçiler durmadı, bakamadık. Mühendislerde, yetkililerde haberdardı buradaki yarıklardan ama bize bir ÅŸey söylemiyorlardı. Ölümün geleceÄŸi belliydi, her an bekliyorduk zaten."
Sendika, devlet, patron...
İşyerinden birkaç ay önce ayrılan Ahmet Kültür, "Hiçbir ÅŸey usulüne göre yapılmadı" diyor.
O yapılmayanları ÅŸöyle anlatıyor: "Kanunen hafriyatın yüzde 40 meyille verilmesi, ayakların (ÅŸev) 50 metre olması lazımdı. Ama burada 10 metre ayak bıraktılar, yüzde 70 meyil verdiler. Her on metrede bir ayak bırakılması gerekirken, her 30 metrede bir bırakıldı ayaklar. Ayaklar ve verilen meyil heyelanın engeller. Toprak kaymasının yaÅŸandığı yere yol yaptılar. Yani burada patronlar iÅŸçileri bile bile ölüme götürdüler. BaÅŸta Park Holding- Cinerler, ikicisi ise devlet.
33 ayda dört kez gelen müfettiÅŸ çay içip gitti
"Aylarca burada çalıştım devlet bir gün gelip de inceleme yapmadı. 33 ayda dört kez müfettiÅŸ geldi, ÅŸantiye ÅŸefinin yanına gitti, çay kahve içti, arabasına bindi gitti. İşçilerin yanına gelip de, 'arkadaÅŸlar nasıl çalışıyorsunuz, sıkıntınız ne' diye sormadı. Burada çatlaklar oluyordu, greyder gelip bıçak vurup, dolduruyordu. AfÅŸin ya da Elbistan Belediye BaÅŸkanları bir gün gelip bizim derdimizi dinlemedi. AfÅŸin belediye baÅŸkanı, göçükten sonra televizyonda canlı yayında konuÅŸan arkadaşımıza sus iÅŸareti yaparak susturuyor. Elinden gelse karnına kurÅŸun sıkacak. Herkes cebini doldurmak için bir kiÅŸiye bin kiÅŸiyi satıyor."
Kültür, sendikayı da eleÅŸtiriyor, "Buraya sendikayı getirdik. Sendika 750 iÅŸçiyi sattı. Sendikaya üye olduÄŸumuz için çıkışımızı verdiler. Mahkemeye verdik, mahkeme yüzde 40 paramızı kesti. Sendika hakkımızı aramadı, mahkeme bizi haksız buldu. Her yerde her ÅŸekilde haksız olan, suçlu olan, ölen de iÅŸçi. Acım büyük, daha fazla konuÅŸmaya mecalim yok" diyor.
Burada iÅŸçinin deÄŸeri yok
Emre Gökhan adlı iÅŸçi ise ÅŸöyle anlatıyor: "Çalıştığımız yerde çatlaklar sürekli vardı. Ama önlem almıyorlardı. Öyle çatlakların üzerinden gelip gidiyorduk. Kum doldurarak çatlakları kapatıyorlardı. Kumu doldurdukça o çatlaÄŸa baskı yapıyordu çatlaklarda giderek derinleÅŸiyordu. Ben göçük sırasında tam karşı tarafta çalışıyordum. Bir anda çok büyük bir ses geldi, koÅŸtuk baktık ki göçük olmuÅŸ. Zaten böyle olacağını biliyorduk. Önceki göçükten sonra korkuyorduk zaten. Bunların derdi iÅŸçi ya da insanlar deÄŸil ki, sadece kömür çıkarmak, para kazanmak."
Göçük günü kart bastırmadılar
Bekir Topal, "Burada iÅŸçinin kıymeti yok. Hiç önlem alınmadı. İki gün önce göçük oldu, iki gün sonra bizi iÅŸe çağırdılar. Kart bastırırken, imza attırırken o gün yapmadılar. İşçinin hayatı çok ucuz burada" diyor.
Halil Tapan ise "Burada iÅŸçinin deÄŸeri yok. Sadece bunu söyleyebilirim" diyebiliyor sadece.
Sendika valilin arkasına sığındı
İsmini vermek istemeyen bir iÅŸçi, göçüÄŸün ardından yaÅŸananları ÅŸöyle anlatıyor: "Üyesi olduÄŸumuz sendika geldi, Vali'nin arkasına saklandı. Ancak yer tespitlerinde yön gösterdi. Ama 'benim sendikalı iÅŸçimi bu tehlikeli bölgede nasıl çalıştırırsınız' demedi. Bunlar sadece bizim sırtımızdan para kazanan akreplerdir. Burada kim hatalı derseniz ben önce Maden-İş sendikası derim. Bizim baÄŸlı olduÄŸumuz birimimiz bize sahip sıkçaydı zamanında, belki bu durum buraya kadar gelmezdi. Olayın yaÅŸandığı gün arkadaÅŸlarımız basına bunları anlatırken sözünü kestiler, tehdit ettiler. Bizi hayatımızdan eden bunlardır." (İsminaz Ergün/ETHA)
ATILIM